22 Kasım 2011 Salı

Hücre

Aslında basit bir denklemin, üç bilinmeyenli hâle gelmesi benim de canımı sıkmıyor değil. Gece vakti duvarlarla konuşmak hoş olmasa gerek ama yapabilecek fazla bir şeyi kalmıyor insanın işte. Ne bileyim, etrafına baktığında ne görebilirsin ki ?

"Ne de olsa her yer beyaz, her yer karanlık."

Tamam olaylara her seferinde farklı açılardan bakmak benim de hoşuma gitmiyor ama başka çarem yokmuş gibi hissediyorum. Sessizliğin içerisine yolladığın casus ses dalgaların bir işe yaramıyor. Sonuçta, sessizlik diyorum...Ses dalgalarının ürettiği şiddetli yankıya kulak verebilecek kimsenin olmadığı bir yerden bahsediyorum. Hâlâ beni anlayamamış olman imkansız ! Burada sana bir şey anlatmaya çalışıyorum ama sen ortalıkta yokmuş gibi davranıyorsun.

"Ne de olsa bugün yanımda değilsin ve daha önce hiç tanışmadık."

Farklı bakış açıları gecenizi kurtarır. Düşünsene, beynin sürekli bir konunun kontrolü altında ve meşgul. Kendince doğruyu bulana kadar da hiç durmayacak. Daha fazla düşünce, daha fazla zaman kaybına neden olur. Hadi ama, gece vakti ne yapabilirsin ki ?! Zaten tek amacımız vakit öldürmek değil mi ?

"Bakın size yemin ederim ki masumum. Ben geldiğimde çoktan ölmüştü."

Sorun, başkalarının vakitlerini öldürmek olsa gerek. Senin de vaktini birilerinin öldürdüğü ya da fidye istemeksizin kaçırdığı kesin. Yaşlanmaya başladığınız zaman bu insanlara küfür edeceksiniz, benden söylemesi. Böyle kişiler hep var olacaklar ve onları durdurmak imkansız. Üzgünüm dostlar ama ağzı laf yapan geveze bir insanın, konuşmaktan sıkılmasını ummak ne kadar gerçekçi olabilir ki ? Ne yani, üşüyen bir penguen hayal edebilir misin ?

"Yarı mutualist, yarı parazit ilişkelere hep hayran kalmışımdır."

Yalan söylemeyi deneyin mesela. Ne bileyim, "Söylediklerini dinlemiyorum" deyin. Boş versene, konuşan insanlara ihtiyacımız olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece kendimizle başbaşa kalmanın korkutucu olmadığı bir oda hayal edebilir misin ?

"Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var."

Kimsenin yalnız kalmaya ihtiyacı falan yok ! Yalnız hissetmekten korktuğunu bilmiyorum mu sanıyorsun ?! Huzurumuzun uykuya daldığı zamanlarda yalnız kalmaya değil, sessizliğe ihtiyacımız var. Buna rağmen, sessizliğe bile tek başımıza tahammül edemiyoruz. Birileri muhakkak yanımızda olsun istiyoruz. Sonsuzun sayıya bölümünün tanımsız olduğu bir matematikle, sessizliği ikiye bölmek ne kadar işlevsel olabilir ?

"Denklemler her zaman can sıkıcıdır."

Sabit vardır. Birde değişkenler...Sonra harfler vardır. Bilirsin işte, trigonometrinin bile bir caniye dönüştüğü kuramlar vardır. Verilen eşitlikler, eşitsizlikleri getirir.

"Görmüyor musun be adam, kurduğun denklem hiç de denk değil !"

Bizim işimiz bozmaktır. Kurulu düzeni bozmak...Bize özenle bitirilmiş yapboz verseler, ilk iş olarak o güzelim eseri yüzlerce parçaya ayırırız ! İkinci iş olarak...Şu son giriş cümlemi unut gitsin, ikinci iş falan yoktur. Kim minik kartonpiyer parçaları yeniden biraraya getirmekle uğraşır ki ! Dışarısı, bozulmayı bekleyen, iştah kabartıcı bir düzen kalabalığıdır. Biraz dışarı çıkıp, hava almak ister misin ?

"Ne de olsa hava güneşle karışık yağmur damlalı."