Aslında basit bir denklemin, üç bilinmeyenli hâle gelmesi benim de canımı sıkmıyor değil. Gece vakti duvarlarla konuşmak hoş olmasa gerek ama yapabilecek fazla bir şeyi kalmıyor insanın işte. Ne bileyim, etrafına baktığında ne görebilirsin ki ?
"Ne de olsa her yer beyaz, her yer karanlık."
Tamam olaylara her seferinde farklı açılardan bakmak benim de hoşuma gitmiyor ama başka çarem yokmuş gibi hissediyorum. Sessizliğin içerisine yolladığın casus ses dalgaların bir işe yaramıyor. Sonuçta, sessizlik diyorum...Ses dalgalarının ürettiği şiddetli yankıya kulak verebilecek kimsenin olmadığı bir yerden bahsediyorum. Hâlâ beni anlayamamış olman imkansız ! Burada sana bir şey anlatmaya çalışıyorum ama sen ortalıkta yokmuş gibi davranıyorsun.
"Ne de olsa bugün yanımda değilsin ve daha önce hiç tanışmadık."
Farklı bakış açıları gecenizi kurtarır. Düşünsene, beynin sürekli bir konunun kontrolü altında ve meşgul. Kendince doğruyu bulana kadar da hiç durmayacak. Daha fazla düşünce, daha fazla zaman kaybına neden olur. Hadi ama, gece vakti ne yapabilirsin ki ?! Zaten tek amacımız vakit öldürmek değil mi ?
"Bakın size yemin ederim ki masumum. Ben geldiğimde çoktan ölmüştü."
Sorun, başkalarının vakitlerini öldürmek olsa gerek. Senin de vaktini birilerinin öldürdüğü ya da fidye istemeksizin kaçırdığı kesin. Yaşlanmaya başladığınız zaman bu insanlara küfür edeceksiniz, benden söylemesi. Böyle kişiler hep var olacaklar ve onları durdurmak imkansız. Üzgünüm dostlar ama ağzı laf yapan geveze bir insanın, konuşmaktan sıkılmasını ummak ne kadar gerçekçi olabilir ki ? Ne yani, üşüyen bir penguen hayal edebilir misin ?
"Yarı mutualist, yarı parazit ilişkelere hep hayran kalmışımdır."
Yalan söylemeyi deneyin mesela. Ne bileyim, "Söylediklerini dinlemiyorum" deyin. Boş versene, konuşan insanlara ihtiyacımız olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece kendimizle başbaşa kalmanın korkutucu olmadığı bir oda hayal edebilir misin ?
"Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Kimsenin yalnız kalmaya ihtiyacı falan yok ! Yalnız hissetmekten korktuğunu bilmiyorum mu sanıyorsun ?! Huzurumuzun uykuya daldığı zamanlarda yalnız kalmaya değil, sessizliğe ihtiyacımız var. Buna rağmen, sessizliğe bile tek başımıza tahammül edemiyoruz. Birileri muhakkak yanımızda olsun istiyoruz. Sonsuzun sayıya bölümünün tanımsız olduğu bir matematikle, sessizliği ikiye bölmek ne kadar işlevsel olabilir ?
"Denklemler her zaman can sıkıcıdır."
Sabit vardır. Birde değişkenler...Sonra harfler vardır. Bilirsin işte, trigonometrinin bile bir caniye dönüştüğü kuramlar vardır. Verilen eşitlikler, eşitsizlikleri getirir.
"Görmüyor musun be adam, kurduğun denklem hiç de denk değil !"
Bizim işimiz bozmaktır. Kurulu düzeni bozmak...Bize özenle bitirilmiş yapboz verseler, ilk iş olarak o güzelim eseri yüzlerce parçaya ayırırız ! İkinci iş olarak...Şu son giriş cümlemi unut gitsin, ikinci iş falan yoktur. Kim minik kartonpiyer parçaları yeniden biraraya getirmekle uğraşır ki ! Dışarısı, bozulmayı bekleyen, iştah kabartıcı bir düzen kalabalığıdır. Biraz dışarı çıkıp, hava almak ister misin ?
"Ne de olsa hava güneşle karışık yağmur damlalı."
22 Kasım 2011 Salı
9 Ekim 2011 Pazar
Kimlik
Tanrım ben büyük bir günah işledim.
Sana ibadet etmesi gereken insanlar benim yazdıklarıma ibadet ettiler, benim yarattığım insan tipine büründüler.
Kitap yazmamla beraber günahlarım da başladı. Kitaplarım önceleri küçük kitlelere yayıldı. Mahallemde, okulumda, ilçede vesaire. Tabii ki ünlü olmadığım için kitaplarım insanların ilgisini de o kadar çekmiyordu.
"Hmm, güzel kitapmış"
Elbette öylelerdi. Tek eksikleri yeterince kendilerini duyuramamış olmalarıydı. Bir şekilde daha büyük kitlelere ulaşma şansı buldum. Onlara ulaştığım an insanları ne kadar değiştirebileceğimi anladım. Tek yapmam gereken ise yazmaktı.
Karakter: Sarhoş bir aşık...
Evet, o ulaştığım yüzlerce, hatta milyonlarca insan sarhoş bir aşık olmanın tadına vardılar. Hepsi öyle ya da böyle 'sarhoş bir aşık' oldular. Aşık olunan insanlar ise karşılarındaki kişilerin bir kitaptan arak hayat sürdüklerinin farkında olmayıp o anın tadını çıkardılar.
Sarhoşluk ters tepti, aşıklar hayatlarının sonuna dek aşık kalamadılar veya herhangi bir hastalık aşk dinlemedi ve onları ayırdı. Fakat bu kitaptan arak hayat yüzyıllarca devam etti.
Karakter:Bohem bir hayat süren genç...
Ne yani kim kendini diğerlerinden farkı zannetmek istemez ki? Tek yapmam gereken onlara bu koşulu sağlayacak bir kitap yazmamdı. Ardından bir bir (milyon milyon) karaktere bürünen insanlar çevremde oluşmaya başladı. Kitaplarımı çevremde yaşıyordum. İnsanlar bu sistemin içerisinde farklı bir hayat sürdüklerini zannedip, bütün 'farklı' insanların gezegenine ışınlanıyorlardı. Elbette ki o gezegen dünyaydı.
Tabii bir de kitaplarımı okumayan insanlar vardı. Onlar da kitabı okuyan insanların kitaptan arak hayatlarına bakıp bakıp imrenirlerdi. Oysa tek yapmaları gereken birkaç lira verip kitap satın almaktı. Uzun lafın kısası, bu insanlar sayesinde karakterimi çalan insanlar kendilerini ulaşılmaz zannederlerdi.
Karakter:Ateist bir insan...
Geldik en eğlencelisine. Daha ben kitabı yazana kadar tabuları yıkmaya cesaret bile edemeyen, hatta senden önce yüzlerce tanrıya inanmış olup sen çıktıktan sonra sadece senin varlığına inanan insanlar, kitabı okumalarının hemen sonrası bir şeyleri sorguladıklarını zannettiler. Oysa denemeye çalıştıkları şey bir tabuyu başka bir tabuyla yıkmaktı. Böylelikle kendilerine ateist demeye başladılar. Ah o kimlik edinme çabası yok mu, insanlara seni bile unutturuyor tanrım. Ateistler ne ki, bir de başka bir arkadaşımın yazdığı kutsal kitapları okuyup asırlardır o kitaplardaki 'insan' tipi olmaya çalışanlar yok mu işte o bizim günahımızı daha da arttırıyor. Hani cennetin olduğunu düşünüp hayatı boyunca kendini iyi şeyler yapmaya şartlayan insanlardan bahsediyorum. Arkadaşım o kitapları yazmasaydı kim bilir dünya nasıl bir kaosun içinde olurdu.
Bunlar ve bunlara benzeyen bir sürü karakter kitaplarımda ve maalesef dünyada yer aldı, alıyor ve almaya da devam edecek. Bunun önüne ne sen ne de ben geçebiliriz. Gerçi insanlar olmasa geçimimi nasıl sağlayacağım değil mi.
Geçim mi? Sahi zengin bir karakteri kim yazmıştı?
Sana ibadet etmesi gereken insanlar benim yazdıklarıma ibadet ettiler, benim yarattığım insan tipine büründüler.
Kitap yazmamla beraber günahlarım da başladı. Kitaplarım önceleri küçük kitlelere yayıldı. Mahallemde, okulumda, ilçede vesaire. Tabii ki ünlü olmadığım için kitaplarım insanların ilgisini de o kadar çekmiyordu.
"Hmm, güzel kitapmış"
Elbette öylelerdi. Tek eksikleri yeterince kendilerini duyuramamış olmalarıydı. Bir şekilde daha büyük kitlelere ulaşma şansı buldum. Onlara ulaştığım an insanları ne kadar değiştirebileceğimi anladım. Tek yapmam gereken ise yazmaktı.
Karakter: Sarhoş bir aşık...
Evet, o ulaştığım yüzlerce, hatta milyonlarca insan sarhoş bir aşık olmanın tadına vardılar. Hepsi öyle ya da böyle 'sarhoş bir aşık' oldular. Aşık olunan insanlar ise karşılarındaki kişilerin bir kitaptan arak hayat sürdüklerinin farkında olmayıp o anın tadını çıkardılar.
Sarhoşluk ters tepti, aşıklar hayatlarının sonuna dek aşık kalamadılar veya herhangi bir hastalık aşk dinlemedi ve onları ayırdı. Fakat bu kitaptan arak hayat yüzyıllarca devam etti.
Karakter:Bohem bir hayat süren genç...
Ne yani kim kendini diğerlerinden farkı zannetmek istemez ki? Tek yapmam gereken onlara bu koşulu sağlayacak bir kitap yazmamdı. Ardından bir bir (milyon milyon) karaktere bürünen insanlar çevremde oluşmaya başladı. Kitaplarımı çevremde yaşıyordum. İnsanlar bu sistemin içerisinde farklı bir hayat sürdüklerini zannedip, bütün 'farklı' insanların gezegenine ışınlanıyorlardı. Elbette ki o gezegen dünyaydı.
Tabii bir de kitaplarımı okumayan insanlar vardı. Onlar da kitabı okuyan insanların kitaptan arak hayatlarına bakıp bakıp imrenirlerdi. Oysa tek yapmaları gereken birkaç lira verip kitap satın almaktı. Uzun lafın kısası, bu insanlar sayesinde karakterimi çalan insanlar kendilerini ulaşılmaz zannederlerdi.
Karakter:Ateist bir insan...
Geldik en eğlencelisine. Daha ben kitabı yazana kadar tabuları yıkmaya cesaret bile edemeyen, hatta senden önce yüzlerce tanrıya inanmış olup sen çıktıktan sonra sadece senin varlığına inanan insanlar, kitabı okumalarının hemen sonrası bir şeyleri sorguladıklarını zannettiler. Oysa denemeye çalıştıkları şey bir tabuyu başka bir tabuyla yıkmaktı. Böylelikle kendilerine ateist demeye başladılar. Ah o kimlik edinme çabası yok mu, insanlara seni bile unutturuyor tanrım. Ateistler ne ki, bir de başka bir arkadaşımın yazdığı kutsal kitapları okuyup asırlardır o kitaplardaki 'insan' tipi olmaya çalışanlar yok mu işte o bizim günahımızı daha da arttırıyor. Hani cennetin olduğunu düşünüp hayatı boyunca kendini iyi şeyler yapmaya şartlayan insanlardan bahsediyorum. Arkadaşım o kitapları yazmasaydı kim bilir dünya nasıl bir kaosun içinde olurdu.
Bunlar ve bunlara benzeyen bir sürü karakter kitaplarımda ve maalesef dünyada yer aldı, alıyor ve almaya da devam edecek. Bunun önüne ne sen ne de ben geçebiliriz. Gerçi insanlar olmasa geçimimi nasıl sağlayacağım değil mi.
Geçim mi? Sahi zengin bir karakteri kim yazmıştı?
3 Eylül 2011 Cumartesi
Maskem ve Sen
Sesimi kimse duymuyordu. Ya da duyuyordu ama cevap vermek istemiyordu. Sonuçta herkesin kendi sorunları var. Bunun üstüne başkalarının sorunlarını dinlemek oldukça zor. Onları anlayabiliyorum. Gerçekten...Yani, gerçekten onları anlayabiliyorum. Benim için sorun değil, onları anlayabiliyorum.
"Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanan pisliklerden başka hiçbir şey değiller."
Dediğim gibi, onları gerçekten anlayabiliyorum. Ama bu, onlara hak verdiğim anlamına gelmiyor. Elbette benim de haklı olduğum taraflar var. Tek taraflı empati kurmak gibi bir şey.
"Tek taraflı empati olabilir mi ?"
Tek taraflı da olsa empati kurduğuma göre, demek ki ben insanların sorunlarını dinlemek istiyordum. İnsanlar içinde yaşamamalı bazı şeyleri. Sorunlar büyür, sorunlar sizinle beslenir, sorunlar sizi öldürür. Belki de bu noktada seçim yapmak zorundayız. İçinde bulunduğumuz sıkıntılarla beraber bir ölü gibi yaşamak mı, yoksa paylaşarak güçsüzleşen bir canlı mı olmayı istiyoruz ? Oysa paylaşmak bizi güçsüz göstermez.
"Her sıkıntısını paylaşan insan, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan pislikten farksızdır."
Anlatın. İçinizi boşaltın. Rahatlayın. Maske takmayı bırakın. Her durum için farklı bir maskeniz olmasın. Eğer bu saçmalığa başlamışsanız, bütün hayatınız maske takan insanların içinde geçer. Hobileriniz bile, kendinizi gölgelemek için kullandığınız bir araç olmaya başlar.
"Yüzlerce maskem var ve onlar bile kendine has sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalıyor."
Size havalı çocuklardan bahsedeyim...Kızların taptığı o enfes zevklerini hiç durmadan açığa çıkaran, ego maskelerini takmış bedenlerden...Böyle tipler kolaydır. Eğer kızların sizin peşinizden koşmasını istiyorsanız yapmanız gerekenler, bir enstrüman çalmak, iki üç saçma beste yapmak ve tabi ki dünya görüşünüzü herkesten farklı kılmaktır. Mesela Nietzsche gibi konuşabilirsiniz.
"Ne de olsa Nietzsche öldü ve merhumun üstünden yaptığınız primle seks yaptığınız kızlar konusunda sizinle yarışamaz."
Ya da birkaç günlüğüne Marx olun. Ah zamanında ne de güzel konuşmuş bu adam. Mesela Che Guevara'nın modası geçmek üzere. Kimse Che taklitlerine vermiyor artık bu devirde çünkü herkes kendini Che sanmaya başladı.
"Aslında zor bir iş olsa gerek. Modayı takip etmek gibi bir şey. Tek farkı modaya uymadan, kendinize has bir maske yaptırmak."
Enstrümanlar. Mesela günümüzde herkes gitarist, bu yüzden artık sadece gitar çalmak yetmiyor. Zaten sırf gitar çaldığınız için size tapan ve seks yapma ateşiyle yanıp tutuşan bir kız varsa oradan uzaklaşın. O kız kesin salaktır.
"Hangimiz akıllıyız ki zaten ?"
Gitar çalmak kolaydır. Gerçekten...Gitar çalmak evde mastürbasyon yapmaya benzer. Nasıl mastürbasyon yaparken elinizin ritmik bir şekilde aşağı yukarı olmak üzere aynı hareketi tekrarlaması gerekiyorsa, gitar çalarken de birkaç kolay akoru ritmik bir şekilde çalmanız gerekir. Tabi ki solo kısımlar hariç. Solo kısımlarsa, her mastürbasyon esnasında farklı porno izlemek gibi bir şeydir. Kısacası, işin tadı tuzudur.
Mastürbasyon demişken...Kulağa otuz bir çekmekten çok daha doğal ve kabul edilebilir geliyor değil mi ? Mesela kendine toplumun üstünde bir yer edinmeyi başarmış yüce erkekler seks yaparken nasıl konuşuyorlar acaba ? "Penisimi yala" falan mı diyorlar ?
"Şimdi aşağılara in ve penisimi yala."
Ah ama eminim ki o yüce erkeğin penisini yalayan kız eve giderken erkeğinin sikini değil de penisini yalamanın haklı gururunu yaşıyordur. Ya da içine giren şeyin kaba bir sik yerine masum bir penis olması onun içini rahatlatıyordur.
"Yani bu tip erkekler seks yaparken bile gerçekten kendilerine has havalarını koruyabiliyorlar mı ? O kadar nazik, görgülü, anlayışlı ve mükemmele yakınsayan bir insanım ki; sana sikim yerine penisimi yalattım."
Özür dilerim lafımı böldüm. Aslında beste yapma konusunda birkaç bilgi vermekti tek istediğim. Sözleriniz anlamsız olsun. Saçma sapan kelimeleri birleştirin ve kafiyeli dizeler oluşturun. Kimse anlamayacağı ve anlamadığını belli etmek istemeyeceği için herkes, ortaya harika bir iş çıkardığınızı söyleyecektir.
"Anlaşılamayan erkek çekicidir."
Kız arkadaşım, beni anlaşılamayan bir erkek için terk etti. Bu cümleyi sesli mi söyledim ? Ah evet benim sorunum beni terk eden bir gerizekalıyla ilgili. Ama onu anlayabiliyorum. Gerçekten...Onu anlayabiliyorum.
"Orospu"
Sonuçta kim olsa aynı şeyi yapardı. Kim çözülmüş birisiyle birlikte olmak ister ki ? Yani sen birisini seviyorsun, o kişiye güveniyorsun, kendin için zor olanı yapıp konuşuyorsun, her şeyini anlatıyorsun, beraber çok mutlu olduğunuzu düşünüyorsun ve BAM ! O seni terk ediyor. Tabi ki tek neden artık senin çözülmüş birisi olman değil. Müzik zevkin onun için çok zayıf, ağzın felsefe yapmıyor, dediklerin herkesin anlayabileceği kadar sade. Sen farklı değilsin !
"O orospu için sevginin hiçbir önemi yoktu. Onun için önemli olan seks yapacağı insanın kalifiye olmasıydı."
Kim basit bir insanlar sevişmek ister ki ? Ne kadar içten olursa olsun, akşam yatarken "Seni seviyorum" demek artık çok klişe. Bu yüzden farklı olmak zorundasınız. Sadece beste yaparken değil, karşılıklı iletişim içerisindeyken de birbiriyle alakasız kelimeleri birleştirip bir cümle haline getirebilmeniz gerekir. Mesela, yattığınız kıza dönüp "Bana gül kokusunu hatırlatan kokunla yatmayı seviyorum." deyin.
"Ne kadar saçma bir cümle."
Artık, o kızı gerçekten sevip sevmediğiniz önemli değildir. Aşk dolu çakma cümleniz o kızı etkilemeye yeter ve o kız size vermek için can atıyordur !
"Oysa ben o orospuyu gerçekten seviyordum. Kaç tane kadın bu duyguyu kendisine gerçekten hissettiren birisine sahip olamadan ölüyor farkında mısınız ?"
Söylemek istediğim çok fazla şey var ama cümlelerim anlamsız ve kimse kimsenin sorunlarını dinlemek istemiyor. İnsanlar kendileri için savaşıyor. İnsanlar yorgun. İnsanlar mutsuz. İnsanlar ölü. Hem, siz hala beni dinliyor musunuz ?
"Sonunda birileri beni dinliyor."
İşin kötü tarafıysa, bu anlattıklarımı başka gerizekalı bir kızın üstüne alınacak olması. Diğer gerizekalı kızsa, bir önceki cümleyi ona söylediğimi sanacak. Daha sonra bir gerizekalı daha çıkacak ve o da ilk iki cümleyi kendisine ithaf ettiğimi düşünecek. Bu bir döngü müdür ?
"Belki de kısır bir döngü ?"
Asıl sorunum olan gerizekalı kız ise, beni hiçbir zaman anlamayacak. Ondan nefret ediyorum. Hayır, gerçekten...Ondan nefret ediyorum.
"Keşke bana bir şans daha verse."
Umarım yollarımız bir daha kesişmez ve toplumun üstüne terfi ettiğini sanan bir hayalperest tarafından aldatılır. Daha sonra bulacağı başka bir hayalperestse, yaptıkları eroin partisinden sonra daha fazla uçar ve benim gerizekalı eski sevgilimi farklılık olsun diye öldürür.
"Ben sadece onunla yaşlanmak istiyorum"
Acı çek ve öl !
"Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanan pisliklerden başka hiçbir şey değiller."
Dediğim gibi, onları gerçekten anlayabiliyorum. Ama bu, onlara hak verdiğim anlamına gelmiyor. Elbette benim de haklı olduğum taraflar var. Tek taraflı empati kurmak gibi bir şey.
"Tek taraflı empati olabilir mi ?"
Tek taraflı da olsa empati kurduğuma göre, demek ki ben insanların sorunlarını dinlemek istiyordum. İnsanlar içinde yaşamamalı bazı şeyleri. Sorunlar büyür, sorunlar sizinle beslenir, sorunlar sizi öldürür. Belki de bu noktada seçim yapmak zorundayız. İçinde bulunduğumuz sıkıntılarla beraber bir ölü gibi yaşamak mı, yoksa paylaşarak güçsüzleşen bir canlı mı olmayı istiyoruz ? Oysa paylaşmak bizi güçsüz göstermez.
"Her sıkıntısını paylaşan insan, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan pislikten farksızdır."
Anlatın. İçinizi boşaltın. Rahatlayın. Maske takmayı bırakın. Her durum için farklı bir maskeniz olmasın. Eğer bu saçmalığa başlamışsanız, bütün hayatınız maske takan insanların içinde geçer. Hobileriniz bile, kendinizi gölgelemek için kullandığınız bir araç olmaya başlar.
"Yüzlerce maskem var ve onlar bile kendine has sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalıyor."
Size havalı çocuklardan bahsedeyim...Kızların taptığı o enfes zevklerini hiç durmadan açığa çıkaran, ego maskelerini takmış bedenlerden...Böyle tipler kolaydır. Eğer kızların sizin peşinizden koşmasını istiyorsanız yapmanız gerekenler, bir enstrüman çalmak, iki üç saçma beste yapmak ve tabi ki dünya görüşünüzü herkesten farklı kılmaktır. Mesela Nietzsche gibi konuşabilirsiniz.
"Ne de olsa Nietzsche öldü ve merhumun üstünden yaptığınız primle seks yaptığınız kızlar konusunda sizinle yarışamaz."
Ya da birkaç günlüğüne Marx olun. Ah zamanında ne de güzel konuşmuş bu adam. Mesela Che Guevara'nın modası geçmek üzere. Kimse Che taklitlerine vermiyor artık bu devirde çünkü herkes kendini Che sanmaya başladı.
"Aslında zor bir iş olsa gerek. Modayı takip etmek gibi bir şey. Tek farkı modaya uymadan, kendinize has bir maske yaptırmak."
Enstrümanlar. Mesela günümüzde herkes gitarist, bu yüzden artık sadece gitar çalmak yetmiyor. Zaten sırf gitar çaldığınız için size tapan ve seks yapma ateşiyle yanıp tutuşan bir kız varsa oradan uzaklaşın. O kız kesin salaktır.
"Hangimiz akıllıyız ki zaten ?"
Gitar çalmak kolaydır. Gerçekten...Gitar çalmak evde mastürbasyon yapmaya benzer. Nasıl mastürbasyon yaparken elinizin ritmik bir şekilde aşağı yukarı olmak üzere aynı hareketi tekrarlaması gerekiyorsa, gitar çalarken de birkaç kolay akoru ritmik bir şekilde çalmanız gerekir. Tabi ki solo kısımlar hariç. Solo kısımlarsa, her mastürbasyon esnasında farklı porno izlemek gibi bir şeydir. Kısacası, işin tadı tuzudur.
Mastürbasyon demişken...Kulağa otuz bir çekmekten çok daha doğal ve kabul edilebilir geliyor değil mi ? Mesela kendine toplumun üstünde bir yer edinmeyi başarmış yüce erkekler seks yaparken nasıl konuşuyorlar acaba ? "Penisimi yala" falan mı diyorlar ?
"Şimdi aşağılara in ve penisimi yala."
Ah ama eminim ki o yüce erkeğin penisini yalayan kız eve giderken erkeğinin sikini değil de penisini yalamanın haklı gururunu yaşıyordur. Ya da içine giren şeyin kaba bir sik yerine masum bir penis olması onun içini rahatlatıyordur.
"Yani bu tip erkekler seks yaparken bile gerçekten kendilerine has havalarını koruyabiliyorlar mı ? O kadar nazik, görgülü, anlayışlı ve mükemmele yakınsayan bir insanım ki; sana sikim yerine penisimi yalattım."
Özür dilerim lafımı böldüm. Aslında beste yapma konusunda birkaç bilgi vermekti tek istediğim. Sözleriniz anlamsız olsun. Saçma sapan kelimeleri birleştirin ve kafiyeli dizeler oluşturun. Kimse anlamayacağı ve anlamadığını belli etmek istemeyeceği için herkes, ortaya harika bir iş çıkardığınızı söyleyecektir.
"Anlaşılamayan erkek çekicidir."
Kız arkadaşım, beni anlaşılamayan bir erkek için terk etti. Bu cümleyi sesli mi söyledim ? Ah evet benim sorunum beni terk eden bir gerizekalıyla ilgili. Ama onu anlayabiliyorum. Gerçekten...Onu anlayabiliyorum.
"Orospu"
Sonuçta kim olsa aynı şeyi yapardı. Kim çözülmüş birisiyle birlikte olmak ister ki ? Yani sen birisini seviyorsun, o kişiye güveniyorsun, kendin için zor olanı yapıp konuşuyorsun, her şeyini anlatıyorsun, beraber çok mutlu olduğunuzu düşünüyorsun ve BAM ! O seni terk ediyor. Tabi ki tek neden artık senin çözülmüş birisi olman değil. Müzik zevkin onun için çok zayıf, ağzın felsefe yapmıyor, dediklerin herkesin anlayabileceği kadar sade. Sen farklı değilsin !
"O orospu için sevginin hiçbir önemi yoktu. Onun için önemli olan seks yapacağı insanın kalifiye olmasıydı."
Kim basit bir insanlar sevişmek ister ki ? Ne kadar içten olursa olsun, akşam yatarken "Seni seviyorum" demek artık çok klişe. Bu yüzden farklı olmak zorundasınız. Sadece beste yaparken değil, karşılıklı iletişim içerisindeyken de birbiriyle alakasız kelimeleri birleştirip bir cümle haline getirebilmeniz gerekir. Mesela, yattığınız kıza dönüp "Bana gül kokusunu hatırlatan kokunla yatmayı seviyorum." deyin.
"Ne kadar saçma bir cümle."
Artık, o kızı gerçekten sevip sevmediğiniz önemli değildir. Aşk dolu çakma cümleniz o kızı etkilemeye yeter ve o kız size vermek için can atıyordur !
"Oysa ben o orospuyu gerçekten seviyordum. Kaç tane kadın bu duyguyu kendisine gerçekten hissettiren birisine sahip olamadan ölüyor farkında mısınız ?"
Söylemek istediğim çok fazla şey var ama cümlelerim anlamsız ve kimse kimsenin sorunlarını dinlemek istemiyor. İnsanlar kendileri için savaşıyor. İnsanlar yorgun. İnsanlar mutsuz. İnsanlar ölü. Hem, siz hala beni dinliyor musunuz ?
"Sonunda birileri beni dinliyor."
İşin kötü tarafıysa, bu anlattıklarımı başka gerizekalı bir kızın üstüne alınacak olması. Diğer gerizekalı kızsa, bir önceki cümleyi ona söylediğimi sanacak. Daha sonra bir gerizekalı daha çıkacak ve o da ilk iki cümleyi kendisine ithaf ettiğimi düşünecek. Bu bir döngü müdür ?
"Belki de kısır bir döngü ?"
Asıl sorunum olan gerizekalı kız ise, beni hiçbir zaman anlamayacak. Ondan nefret ediyorum. Hayır, gerçekten...Ondan nefret ediyorum.
"Keşke bana bir şans daha verse."
Umarım yollarımız bir daha kesişmez ve toplumun üstüne terfi ettiğini sanan bir hayalperest tarafından aldatılır. Daha sonra bulacağı başka bir hayalperestse, yaptıkları eroin partisinden sonra daha fazla uçar ve benim gerizekalı eski sevgilimi farklılık olsun diye öldürür.
"Ben sadece onunla yaşlanmak istiyorum"
Acı çek ve öl !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)